Yargılar, Yıkımlar ve Yeniden Doğuş

Bu yazı, sevginin sorumlulukla taçlandırılmadığında nasıl bir hayal kırıklığına dönüştüğünü, insan ruhunun zedelenmeye ne kadar dayanabileceğini ve en önemlisi, her şeye rağmen inancımızı kaybetmeden yeniden başlayabileceğimizi hatırlatıyor. Çünkü her son, bir sonraki hikayenin ilk satırıdır. Ama bazen, yeni hikayeler bile eski yaraların ağırlığını taşır. 

Evlilik, gerçekten iki kişinin sevgi dolu bir yolculuğu mu, yoksa iki ailenin değerler, gelenekler ve beklentiler üzerinden savaştığı bir arena mı? Bu soruyu kendime sorduğumda, bende en çok yara açan hikayeyle yazmaya karar verdim. Bu yazıyı yazmamın bir diğer sebebi, hem bir yüzleşme hem de bir iyileşme sürecinin başlangıcıdır. 

Bir zamanlar, bir anne sevgisi bulurum sanmıştım – bir dal uzatır gibi ellerimi uzatmıştım. O dalın dikenlerle dolu olduğunu hayatın her adımında, her kelimesinde, hissedilecek kadar derin yaralarla öğrendim.

"Oğlumu Mutlu Edemezsin": Yetersiz Hissettirilmenin Sessiz Savaşı

Bazı sözler vardır, bir silah gibi ruha işler. O sözlerin ardında sadece konuşanın duyguları değil, aynı zamanda kendi korkuları, hayal kırıklıkları ve yargıları gizlidir. "Oğlumu mutlu edemezsin," denildiğinde, bu cümlede yalnızca bir kadını yetersiz hissettirme isteği değil, aynı zamanda konuşanın kendi korkularının yansımasını da görürsünüz. Belki de o an, yalnızca bir eş olarak değil, bir birey olarak varlığınız sorgulanır.

Her suçlama, ardında bir hikâye taşır. "Oğlumu mutlu edemezsin" cümlesi, yalnızca bir eleştiri değil, konuşanın kendi geçmişiyle, kararlarıyla ve belki de pişmanlıklarıyla yüzleşmekten kaçışını ifade eder. Bu sözleri söyleyen bir annenin, daha fazla para kazanma hırsıyla çocuğunu kayınvalidesine verme kararı, bu suçlamanın köklerinde yatan asıl gerçeği ortaya koyar: kendi annelik sorumluluğundan duyulan bir eksiklik hissi. Bu yüzden her kelimenin bir kökü vardır. Söylenen bir cümle, sadece o ana ait değildir; geçmişin gölgesini taşır. "Oğlumu mutlu edemezsin," cümlesini kuran bir annenin kendi geçmişinde, annelikten ve sevgiden mahrum bırakılmış bir kadın olabileceğini düşünmek, bu yargının ardındaki travmaları anlamak için bir pencere açar.

"Kimdi Senin Eskiler?" Sorusunun Arkasındaki Gerçek

Sonra geldi geçmişimde dolandırdığın hançerler: Yaşadığım hayatı, çıktığım yolları bana karşı silah yaptın. “Kimdi senin eskiler?” dediğinizde aslında sadece benim değil, kendi geçmişinle de savaşıyordun. Anladım ki, insanlar başkalarını sorgularken en çok kendileriyle yüzleşmekten korkar.

"Kimdi senin eskiler?" sorusu, yalnızca geçmişi öğrenme çabası değildir; aynı zamanda kontrol ve güç elde etme girişimidir. Kadının geçmişiyle yüzleşmesi istenirken, bunu bir suçluluk duygusuyla yapması sağlanmaya çalışılır. Bu sorular, çoğu zaman sorgulayan kişinin kendi güvensizliklerini ve korkularını yansıtır. Kendi geçmişiyle yüzleşemeyen birey, karşısındakini yargılayarak bu yüzleşmeden kaçar. Toplumda, kadının geçmişiyle ilgili "kusursuz" bir beklenti yaratılırken, erkeklerin geçmişleri çoğu zaman sorgulanmaz. Bu çifte standart, kadınları evlilikte sürekli savunma pozisyonunda bırakır.Bir kadının geçmişteki yaşam seçimleri, onun bireyselliğinin bir parçasıdır. Ancak bu seçimler, evlilik gibi özel bir ilişki içerisinde sık sık aşağılanmak, sorgulanmak ve zorbalık malzemesi haline getirilir. Kadınlar, geçmiş yaşamlarının seçimleri üzerinden yargılanmayı hak etmez. İnsanların başkalarını sorgularken aslında kendi korkularıyla yüzleşmekten kaçtığını unutmamak gerek. Evlilik, bir savaş meydanı değil; iki insanın geçmişleriyle ve gelecekteki hedefleriyle bir arada büyüdüğü bir ortaklık olmalıdır. Kadınlar, geçmişlerinden utanmadan, özgürce yaşayabilmeli ve yargılanmadan sevilmelidir.

Manipülasyonun Ustaca Oyunları

Manipülasyon, genellikle çok sinsi ve ustalıkla yapılır. Sevgi maskesi takan bir kayınvalide, beni duygusal olarak açmaya çalışırken, yakınlık kurarak "Ben seni bir kızım gibi görüyorum." diyerek, üstelik anne eksikliğini yaşadığımı bile bile ustaca manipüle edip, ağzımdan laf alırken, onu anne yerine koyup, tüm içtenliğimle ona içimi açmıştım. Oysaki kendisi hesaplar yapıp, bir gün tüm konuşulanları bana koz olarak kullanmanın derdinde imiş. Tüm bunların sonunda yaşadığım aldatılmışlık tarif edilemez boyuttaydı.

Köklerim: Sabrımın ve Direncimin Kaynağı

Ailem, kültürüm, köklerim... Onları masaya koyduğunuzda, sanki savunmam gereken bir dava gibi hissettirdiniz. Oysa bunlar, benim sadece geçmişim değil, varoluşumun, sabrımın ve direncimin kaynağıydı. Senin için yabancı olan, benim için hayatımdaki en tanıdık gerçekti. Ancak gördüm ki, sen bu köklere tehdit gözüyle bakıyordun.

Kendi köklerimle barışık olmam, senin için bir problem gibiydi. Oysa, bir insanın kültürü, onun kimliğinin temel taşlarından biridir. Ben, ait olduğum kültür ve aile sayesinde sabrı ve direnci öğrendim. Köklerim, beni hayata bağlayan güçtü. Onları masaya koyup, eleştirdiğinde, aslında beni şekillendiren ve güçlendiren temel yapı taşlarıma saldırmış oluyordun.

En Büyük Yara: Suskunluğunuz

En büyük yara ise suskunluğunuzda saklıydı. Şiddete uğradığımda bile, gözlerimdeki korku yok sayıldı. Oğlunuzun cüssesi benim üç katımken, öfke problemini bildiğiniz halde, bu durumu görmezden geldiniz. Sizi koruyan, sessizliğinizin arkasına saklanmış bir bahane vardı: "Sen oğlumu dövdün" suçlaması, yalnızca bir çarpıtma değil, aynı zamanda şiddeti haklı göstermeye yönelik bir girişimdi. Kendi cüssesinin üç katı bir güçle karşılaşan bir kadının, kendini koruma çabası şiddet değil, hayatta kalma içgüdüsüdür.

Kayınvalidemin, oğlunun öfkesini ve şiddetini bildiği halde, bana yönelttiği bu suçlama, yalnızca oğlunu koruma çabası değildi. Bu, aynı zamanda kendi vicdanını susturma girişimiydi. Ancak şunu unutmayın: Gerçekler, ne sessizlikle ne de suçlamalarla değişir. Şiddeti yok saymak ya da gerçeği çarpıtmak, yalnızca adaletin önüne bir engel koyar. Ama adalet, bir gün bu engelleri aşar.

"Parayı Koydunuz Ortasına Çatışmanın": Sevginin Hesaba Dönüştüğü An

Parayı çatışmanın tam ortasına koydunuz. “Kendi paranı harca, oğlumun parasına dokunma,” dediniz. Bu cümle, yalnızca bir talep değil, sevginin ve güvenin maddiyata indirgenmesiyle ilgili bir itiraftı. Parayı bir güç aracı olarak kullandığınız her an, yalnızca ilişkinin dinamiklerini değil, güven duygusunu da harap ettiniz. Oysa öğrendim ki, sevgi, hesap kitap yapmaz.

"Altınların Kölesi Olan Sizdiniz, Ben Değil": Hediyelerin Manevi Yükü

Bir zamanlar ışıl ışıl parlayan, geleceğin umutlarını taşıyan altınlar... Düğünde bana hediye olarak taktığınız altınlar, sadece birer takı değildi; onlar, bir bağlılık ve sevgi nişanıydı. Ama ne oldu? O altınların hesabını yaparken, hediye dediğiniz şeyi geri isteme cüretini buldunuz. Bu, yalnızca maddi bir talep değil, hediyenin ruhunu yok sayarak her şeyi bir ticarete dönüştürmenin açık bir göstergesiydi. Altınların kölesi olan sizdiniz, ben değil.

Ayak Bağı: Emeğin ve Kimliğin Görmezden Gelinmesi

Mesleğim, hayatımdaki seçimlerim ve konfor alanım sizin gözünüzde hep bir eleştiri konusu oldu. Sektör değiştirdiğimde, aile şirketinde çalışmayı tercih ettiğimde, konfor alanımda olduğum düşüncesiyle sürekli yargılandım. Oysa sizin bilmediğiniz ya da görmezden geldiğiniz şey, oğlunuzun kariyeri için en çok ben ve ailemin çabaladığıydı. Evlenirken bir ev dahi kurulamamış, aylarca belirsizlik içinde oyalanmış ve yalnız bırakılmıştım. Bana destek olmanız gerekirken, beni açıkça “ayak bağı” olarak gördüğünüzü ifade ettiniz. Bu sözleriniz, yalnızca bana değil, verdiğim tüm emeklere, özverime ve kişisel değerime yapılmış ağır bir hakaretti.

Her çizdiğiniz yara, bir nefret daha büyüttü aramızda. Aşktan nefret yarattınız, mutluluktan hayal kırıklığı, sevincin yerini suskunluktan gelen bir fırtına aldı.

Eşim, oysa seni sevdim diyen adam, her adımda bir adım geri ve senin tarafına yakındı. Bu kadar uzak, bu kadar sessiz bir sevgi…

Ben seni bir anne bilmiştim – şimdi ise, yaralarımın sebebisin. Ama öğrendim ki, bir insanın sana davranışı, kendi iç dünyasının yansımasıdır. Senin adaletsizliğin, aslında kendi adalet özlemini haykırıyordu. Ama burada, paramparça bir yürekle, bu adaletsizlikte lime lime edildim. Her anın, her sözün, hayatımın sessiz bir melodisi oldu: güvensizlik, hayal kırıklığı ve sonsuz bir öfke.

Lime lime olmuş kalbimle, şimdi kendi hikâyemi yazıyorum. Her yara bir öğretmen oldu bana. Bu öğretmenler bana sabrı, kendi değerimi ve iyileşmeyi öğretti. Çöktüğüm o karanlık köşede yeniden kök saldım. Her şeyime el koymuştunuz, ama ruhumu alıkoyamadınız. Ve şimdi, bu karanlığın ortasından ağaçlarımın çıktığını görüyorum. Göğün altında, size çelme takan her sözün karşısında daha da büyüyorum. Artık biliyorum ki, başkalarının bana öğrettiği dersler, bir rehber gibi hayatımda yol açıyor. Bu deneyim, beni daha güçlü, daha bilge bir insan yaptı. Her yara, üzerimde iz bıraksa da beni daha dayanıklı kıldı. Şimdi biliyorum ki, geçmişimin ağırlığına rağmen önüme bakarak ilerleyebilirim.

Hayatta ne yaşarsak yaşayalım, her düşüş bir yeniden kalkışa zemin hazırlar. Bu süreçte öğrendiğim en önemli şey, kendi değerimin başkalarının yargılarında değil, içimde yatan güçte saklı olduğuydu. Bu yüzden, kalbimdeki yaralara rağmen gülümsemeyi, inanmaya devam etmeyi ve yeniden başlamayı seçtim.

Çünkü biliyorum ki, gerçek mutluluk, dışarıdan beklemekle değil, içeriden inşa etmekle gelir. Hayatımın kontrolü artık elimde, ve bu yolculukta her adımda kendime daha çok güveniyorum. Geçmiş, beni geride tutamaz. Artık önüme yeni bir hikâye yazıyor ve bu hikâyeyi sadece kendim için, kendi kurallarımla yaşıyorum. 

Yeni yılda, herkesin ilişkilerinde sevgi, anlayış ve huzur bulduğu, samimi bağların değer kazandığı bir yıl diliyorum. 




Yorumlar

Popüler Yayınlar