BELLEĞİN VEFASIZLIĞI
Çocukken yazmaya başladığımı söylemiştim sizlere. Gecenin bir saatinde aslında güncel bir yazı yazıyorken; acaba eskiden ne yazıyordum, nasıl yazıyordum sorusuyla birlikte kırmızı alarm veren belleğim, beni hemen tozlu defterleri açmama sebep oldu. Şimdi Şubat-2014 tarihinde yazdığım şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazarken kendimle muhakeme etmemi sağlayan bu geçmişe geri dönüş, belleğimin vefasızlığını da ortaya koydu. Aslında söylemek istediğimi lafı dolandırmadan Şadan Karadeniz çok güzel ifade etmiş;
"Belleğimiz yalnızca anılar biriktirmez, unutmalar da biriktirir. Başka bir deyişle bellek, anımsamalarla unutmalardan oluşur."
Hüzün torbasına ektiğim sözcük tohumlarından bir derleme; edebiyatla arınıyorum notuyla..
Yüreğimin sürgün yanında yatıyorsun hareketsiz
Oysa bir şey söylemeli
Kulak vermeli aşkın çaresizliğine
Güvercin aklığında yaşanıyor mu dersin?
Bu soruyla küçük gecemde kan kırmızısı
gözlerinle beliriyorsun öfkeyle
Alın kırışıklıklarıma dokunuyorsun acıyarak
Pencere aralığından sızıyor tüm berraklığın,
sarıyor bitap düşmüş bedenimi,
Bilinmeyen bir sarhoşluğa dönüşüyorsun bende
Uçmayı hayal eden bir kuş gibiyim
Gecenin mumu eriyor, tıpkı harap olan
bakışlarım gibi
Terk edilmiş aynalar özlüyor beni
Ya sen?
Manasız sorular ağını örüyor beynime
Paramparça olmuş anılar,
Ayrılığa, uzaklığa direniyor
Devrimle taçlandırmalı bu direnişi
Nasıl mı?
Yakıcı asfalt üzerinde yalın ayak yürürken,
gecenin gündüze kavuştuğu anı izleyerek
Her gece Ahmed Arif okuyup,
opera dinleyerek,
Etrafı saran ölüm kokan nergislerden kurtulup,
menekşelerle donatarak,
Sonra,
Sensizlikte çatlayan dudaklarımı ıslatarak
Alevli bir kucakta gün doğuşuyla
bir tane 'sen' doğurarak
Bir çığlık bölüyor düşümü
Ahhh bu düşler
Ne kadar garip,
Ne kadar aldatıcı
Gecenin yakıcılığına uzanıyorum şimdi
bir Kürt operasıyla...
Şubat- 2014
* Fotoğraf: Beata Bieniak
Oysa bir şey söylemeli
Kulak vermeli aşkın çaresizliğine
Güvercin aklığında yaşanıyor mu dersin?
Bu soruyla küçük gecemde kan kırmızısı
gözlerinle beliriyorsun öfkeyle
Alın kırışıklıklarıma dokunuyorsun acıyarak
Pencere aralığından sızıyor tüm berraklığın,
sarıyor bitap düşmüş bedenimi,
Bilinmeyen bir sarhoşluğa dönüşüyorsun bende
Uçmayı hayal eden bir kuş gibiyim
Gecenin mumu eriyor, tıpkı harap olan
bakışlarım gibi
Terk edilmiş aynalar özlüyor beni
Ya sen?
Manasız sorular ağını örüyor beynime
Paramparça olmuş anılar,
Ayrılığa, uzaklığa direniyor
Devrimle taçlandırmalı bu direnişi
Nasıl mı?
Yakıcı asfalt üzerinde yalın ayak yürürken,
gecenin gündüze kavuştuğu anı izleyerek
Her gece Ahmed Arif okuyup,
opera dinleyerek,
Etrafı saran ölüm kokan nergislerden kurtulup,
menekşelerle donatarak,
Sonra,
Sensizlikte çatlayan dudaklarımı ıslatarak
Alevli bir kucakta gün doğuşuyla
bir tane 'sen' doğurarak
Bir çığlık bölüyor düşümü
Ahhh bu düşler
Ne kadar garip,
Ne kadar aldatıcı
Gecenin yakıcılığına uzanıyorum şimdi
bir Kürt operasıyla...
Şubat- 2014
* Fotoğraf: Beata Bieniak



Yorumlar
Yorum Gönder