Sessizlikte Yankılanan İzler
Her şeyin paylaşıldığı, ama hiçbir
şeyin tam anlaşılamadığı bir dünyaydı bu. Bir varoluşun karmaşıklığı, ama aynı
zamanda yokluğun sessizliği. Ve şimdi, o özlem dolu şarkının melodisi gibi, her
notada kayboluyor şanslı ve şanssız anlar.
“Ne korkunç bir başına düşünmek
şimdi seni…” diye fısıldar zihnin bir köşesindeki ses. Bu düşünce, birçok his
getirir; bazen ateş gibi yakar, bazen sessizlik gibi dondurur. Ayrılık, bir
çatlak gibidir; derinleşen, sustukça genişleyen, şiirlerde yankı bulan bir
çatlak.
Doğa gibi vardı ıssız yürekler.
Suskun bir şelale ve esen bir rüzgâr gibi, birbirine dokunur ama kaybolur. Bir
anın rüzgârı, bir gün ansızın yiter gider. Kendini çözülmez bir bilmecenin tam
ortasında bulmak, belki de yalnızlığın kendisini taşıma çabalarından biridir.
Ama, şiirdeki gibi, “Daha da korkunç
bir başına değilsen oysa,” diye haykırır çatlak. Karşındaki varlığında bu
yalnızlıkta olup olmadığını düşünmek, kalbin en derin köşesini yaralar. Belki
de değildir. Belki de o özgür rüzgâr, başka ovalarda esmektedir. Bir zamanlar
taşıyan kanatlar, şimdi başka diyarlarda uçuyordur.
Bir sessizlik kaldı geriye. Sadece
bir iz, soluk ve dağılmış bir suret bırakmış. Her yerde ama hiçbir yerde. Bir
film gibi, az diyalog ve bol sessizlikle örülü hislerin yıkıntısı. Kaybolmuşluğun
izini sürmek, belki de bir hikâyenin tamamlanamamışlığından geriye kalan bir
vazifedir.
Birlikte paylaşamamanın verdiği bu
hissizlik, bir şehir gibi üstüne yıkılır. Anılar, duyguları boğarken, hâlâ
sessizlikte yankılanan bir sorudur: Neden? Bilmiyorsun. Ama bildiğin şey şu:
Çok şey taşındı, ama hiçbir şey gerçekten paylaşılamadı.
Ve şimdi, olmayan bir dünyanın
ortasında, çevredeki her şey bir şiir gibi. Ne korkunç, ne hüzünlü. Ama aynı
zamanda, ne kadar insanca.
Gelecek Uzun Sürer filminde denk gelmiştim bu şiire, ayrılığa dair yazılmış en iyi şiirlerden biri


Yorumlar
Yorum Gönder